Mevlana Haftası (1 - 17 Aralık)
Doğum :30 Eylül 1207
Belh, Afganistan
Ölüm : 17 Aralık 1273 (66 yaşında)
Konya, Anadolu Selçu klu Devleti
Mevlânâ Celaleddin-i Bel hi Rumi
Mevlānā Celāl-ed- Dīn
Mevlana Rūmī; 30 Eylül 1207de doğmuştur.
17 Aralık 1273)te ölmüştür.,
İslam ve tasavvuf dünyasında tanınmış bir Türk
Bazı araştırmacının iddialarına göre Tacik
şair, düşünce adamı ve Mevlevi yolunun öncüsüdür.
Prenses Gürcü Hatunla yakın dos ttur.
Mevlana portresini ve Mevlana Türbesini ilk Gürcü Hatun yaptırmıştır.
Bu sayede Bilinen tek bir Mevlana portresi ve yaygınlaşan Mevlana
türbeleri bu şekilde ortaya çıkmıştır.
Mevlana'dan Tüm İnsanlığa Nasihat:
Gel, gel, ne olursan ol yine gel,
İster kafir, ister mec usi,
İster pu ta tapan ol yine gel, ,
Bizim dergahımız, ümitsizlik dergahı değildir,
Yüz kere tövbeni bozmuş olsan da yine gel...
Şu toprağa sevgiden başka bir tohum ekme yiz,
Şu tertemiz tarlaya sevgiden başka bir tohum ekmeyiz biz...
Beri gel, beri !
Daha da beri !
Niceye şu yol vuru culuk ?
Madem ki sen bensin, ben de senim, niceye şu senlik benlik...
Ölümümüzden sonra mezarımızı yerde aramayınız!
Bizim mezarımız âriflerin gönüllerindedir.
Eserleri
Mesnevi
Büyük Divan ---;Divan-ı Kebir
Fihi Ma-Fih-----Ne varsa İçin dedir
Mecalis-i Seb'a- (Mevlana'nın 7 vaazı)
Mektubat-------- (Mektuplar)
MESNEVİ
Mesnevî, klâsik doğu edebiyatında, bir şiir tarzının adıdır.
Sözlük anlamıyla ;İki şer, iki şerlik demektir.
Mesnevî'de büyük bir yazma kolaylığı vardır.
Bu nedenle uzun sürecek konular veya hikâyeler şiir yoluyla söylenilecekse,
kafiye kolaylığı nedeniyle mesnevî tarzı seçilir.
Bu suretle şiir, beyit beyit sürüp gider.
Mesnevî her ne kadar klâsik doğu'şiirinin
bir şiir tarzı ise de Mesnevî denildiği zaman akla
Mevlâna'nın Mesnevî'si;gelir. Mevlâna Mesnevî'yi Çelebi
Hüsameddin'in isteği üzerine yazmıştır.
Kâtibi Hüsameddin
Çelebi'nin söylediğine göre Mevlanâ, Mesnevî beyitlerini Meram
'da gezerken,otururken, yürürken hatta semâ ederken söylermiş,
Çelebi Hüsameddin de yazarmış.
Mesnevî'nin dili Farsça'dır. Halen Mevlâna
Müzesi'nde teşhirde bulunan 1278 tarihli,
elde bulunan en eski Mesnevî nüshasına göre, beyit sayısı 25618 dir.
DİVAN-I KEBİR
Dîvân, şairlerin şiirlerini topladıkları deftere denir.
Dîvân-ı Kebîr Büyük Defter veya
Büyük Dîvân manasına gelir.
Mevlâna'nın çeşitli konularda söylediği şiirlerin tamamı bu divandadır.
MEKTUBAT
Mevlâna'nın başta Selçuklu Hükümdarlarına ve devrin ileri gelenlerine
nasihat için, kendisinden sorulan ve halli istenilen diniü ve
ilmi konularda ise açıklayıcı bilgiler vermek için yazdığı 147 adet mektuptur.
Mevlâna bu mektuplarında, edebî mektup yazma kaidelerine uymamış,
aynen konuştuğu gibi yazmıştır.
Fİ Hİ MA Fİ H
Fîhi Mâ Fih Onun içindeki için dedir manasına gelmektedir..
Bu eser Mevlâna'nın çeşitli meclislerde yaptığı sohbetlerin,
oğlu Sultan Veled tarafından toplanması ile meydana gelmiştir.
61 bölümden oluşmaktadır..
Eserde cennet ve cehennem, dünya ve âhiret, mürşit ve mürîd,
aşk ve semâ gibi konular işlenmiştir.
MECÂLİS-İ SEB'A
(Yedi Meclis) Mecâlis-i Seb'a, adından da anlaşılacağı üzere
Mevlâna'nın yedi meclisi'nin, yedi vaazı'nın not edilmesinden
meydana gelmiştir. Mevlâna'nın vaazları, Çelebi Hüsameddin veya
oğlu Sultan Veled tarafından not edilmiş.
Mevlâna, yedi meclisinde şerh ettiği Hadis'lerin konuları bakımından
tasnifi şöyledir :
1. Doğru yoldan ayrılmış toplumların hangi yolla kurtulacağı.
2. Suçtan kurtuluş. Akıl yolu ile gafletten uyanış.
3. İnanç'daki kudret.
4. Tövbe edip doğru yolu bulanlar Allah'ın sevgili kulları olurlar.
5. Bilginin değeri.
6. Gaflete dalış.
7. Aklın önemi.
Hz. Mevlana dan birkaç güzel sözl
* Sevgide güneş gibi ol dostluk ve
kardeşlikte akarsu gibi ol hataları
örtmede gece gibi ol tevazuda toprak gibi ol
öfkede ölü gibi ol her ne olursan ol
ya olduğun gibi görün ya göründüğün gibi ol.
*Yeşillerden çiçeklerden meydana gelen bahçe
geçici fakat akıllardan meydana gelen gül bahçesi
hep yeşil ve güzeldir..
*Dikenden gül bitiren kışı da bahar haline döndürür.
Selviyi hür bir halde yücelten kederi de
sevinç haline sokabilir.
...
Mevlânâ Haftası sebebiyle Konya dünyanın
her tarafından gelen ziyaretçilerle dolup taşıyor.
Demek ki asırlar geçer ama Hz. Mevlânâ geçmez.
O tüm hatıralarıyla hayatımızda ve içimizdedir.
İşte o unutulmaz hatıralarından bir kaç tane sunuyorum
***
Hz. Mevlânâ zikir halkasına katılmış, çevresiyle birlikte zikrediyordu.
Tam bu sırada bir sarhoş da dışarıdan halkaya katılıp zikretmeye başladı.
Ancak sarhoş dengesini tutamıyor, yanındakilere çarpıyor,
rahatsızlık veriyordu.
Tutup kapıya atmak istediler.
Ama sarhoş çıkmak istemeyip direnince zorlamalar başladı.
İş tekme tokada kadar varınca Mevlânâ sordu:
-Ne yapıyorsunuz öyle?..
-Sarhoştur, dediler çıkmak istemiyor, biz de çıkarmaya çalışıyoruz.
verdiği cevap
-Şarabı o içmiş, sarhoşluğu siz yapıyorsunuz!..
Anlaşılan sarhoş da olsa saf dışı edilmesini istemiyor,
hor hakir görülerek dışarı atılmasına razı olmuyordu.
Sözlerine şunu da ilave ediyordu:
-Düşene herkes tekme atar, bir tekme de siz atmayın!..
***
İki kişi sokak ortasında ağız dalaşı yaparak tartışıyorlardı. Biri dedi ki:
-Bana bak!.. Ben öyle bir adamım ki, bana bir söylesen bin cevap alırsın!..
Oradan geçmekte olan Mevlânâ bu sözü duyunca hemen adamın yanına varıp
çenesi altına kadar sokularak şöyle dedi:
-Ben de öyle bir adamım ki, bana bin söylesen bir tane dahi cevap alamazsın!..
Bir söze bin cevap vereceğini söyleyen adam, bir tane dahi cevap veremedi...
Bir talebesi evlenmiş, hayata karışmıştı.
Ziyaretine geldiğinde talebesinin kılık kıyafetinden ihtiyaç içinde
olduğunu anlamıştı. Fakat halkın içinde mahcup etmeden nasıl
yardımcı olabileceğini düşünüyordu.
Nihayet bulduğu çareyi tatbike koydu.
Ka lkıp gitmek üzere olan talebesine seslendi:
-Osman! Sen eksiden çok mütevazı biri idin,
şimdilerde biraz gurura kapılmış gibi görüyorum seni.
Çünkü o zamanlarda gelip elimi öper din.
Halbuki şimdi uzakta oturuyorsun,
ne yanıma yaklaştığın var, ne de elimi öptü ğün!..
Osman kapının yanındaki yerinden mahcubiyetle kalkarak
Mevlânâ'nın yanına yaklaşıp eline sarıldı.
O sırada avucu içine önceden hazırladığı altınları kimsecikler
görmeden Osman'ın avucu içine koyarak elini kapatan Mevlânâ,
şu tembihte bulunmayı da ihmal etmedi:
- Osman dedi, ben el öptür meyi çok severim, sık sık gelip elimi
öpme ni istiyorum!..
Osman avucu içindeki altınları sıkı sıkıya tutarak çıkıp
evin yolunu tutarken bu zarif anlayış karşısında öylesine
duygulandı ki, yol boyunca gözyaşlarını durduramadı...
***
Sökülen cübbesini üzerinde iken dik meye çalışan
Gevher Hatun, çevredeki geleneğe uyarak,
-Efendi, dedi ağz ına bir çöp al da aklını dik miş olmayayım!..
Mevlânâ bu yersiz geleneği zarif bir cevapla düzeltti:
-Hanım sen merak etme. Ben ağz ı ma çöp yerine Kulhüvellahü'yü aldım.
O, çöpten iyi korur beni.
***
Bir gün Konya çarşısında yürürken bir papaz kendisini görünce ayağa kal kıp
eğilerek hürmetle selam vermişti.
Bunu gören Mevlânâ ise papazdan da aşağıya eğilerek selamına mukabele etti.
Bu duruma itiraz eden biri,
-Bir papaza da bu kadar aşağıya eğilmek olur mu? deyince şu cevabı verdi.
-Tevazuda da papazı geçmemiz gerekir!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder